Buhranlı bir çağ yaşanmakta! Sanayi devrimi maddi bolluk getirdi ama manevi bir getirisi olmadı! Ayrıca günümüz dünyası 1929 krizi yıllarına da pek bir benziyor! Anksiyete ve depresyonun salgın haline gelmesine şaşırmak abes aslında! Oswald Spengler’ın İkinci dindarlığı da zaten tam böyle bir ortamın ürünü olur! Grekoromen medeniyet böyle bir dönemde Hristiyanlık ve Maniheizm gibi inançların peşinden koşturdu; İslam dünyası ise ikinci dindarlığını kapalı kapılar ardında yaşadı…
Yakın zamanda bir takım haberler okudum! İmkansız ve mümkünsüz olduğuna inanılanlar hakikaten başarılmaya başlanmış! Bundan rahatsız olmak için bir sebeb göremiyorum! Uyuyan dev nihayet uyanıyor mu? Ufuklarının açılmış olması sevindirici elbet! Aslında daha neler neler var… Düşünmek ve sorgulamak mühim! Açık kaynak istihbarat bu anlamlarda oldukça iyi bir yardımcı olabilir! Hatalar ve yanlışlar olacak elbet! Düşünmeyi ve sorgulamayı asla unutmamalıyız! Önemli olan ‘Gerçek’ ve ‘Doğru’ olmalıdır! Bu dünyada geçici süreyle bulunuyoruz! Her zaman bir çare var mıdır…? Dünya hayatı zor ve acılı olmuş hep… İnsanoğlunun rahatını, huzurunu, refahını, ferahını ilerletip geliştirmeyecek ise bilim ve felsefe neden var?
Doğru mu yapıyoruz; yoksa uçurumlara mı sürükleniyoruz? Dünya kime kalacak? Demir ve silisyumdan olsak enerji bize yeterdi ama etten kemikten olana besin yetmiyor! Yalnızız! Herşeyimiz kapalı kapılar ardında! Hiçbirimiz birbirimize güvenemiyoruz! Hepimiz çıkış arıyoruz ama pek de birşey bulabildiğimiz söylenemez! Canımız yanıyor! Belki çektiğimiz çileleri gören yok! Deli gibi kurtarıcı aranıyoruz! Belki sadece uyuşmayı dahi kafi görüyoruz ama onu bile bulamıyoruz! Dünya daraldı! Ulaşım ve iletişim gibisinden teknolojilerin fazla küçülttüğü dünya hepimize çok dar gelmeye başladı…
Dünya kimseye kalmaz! Elimizden gelenin en iyisini yaptığımız sürece gerisi önemsiz! Süreçten sorumluyuz, sonuçtan değil! Yeter ki niyetimiz halis olsun…



Cevapla
Want to join the discussion?Feel free to contribute!